BiLGi KARAVANI

BİLGİ KARAVANINA OTOSTOP ÇEKMENİN KEYFİNİ YAŞAYIN...

YENİDOĞAN

3/8/2009

Hani derler ya "bir şeyin değerini kaybedince anlarız" diye. Hakikaten öyledir. Bu yüzden hayatta sevdiğimiz her şeyin sonuna kadar kıymetini bilmeliyiz.
Bu sevilenlerin en başında anne ve baba geliyor bence. Ben 18 yaşındayım fakat annem babam yanımda değil.
Tanrı’ya şükür ikisi de hayattalar, yaşıyorlar fakat benden uzak başka bir şehirde.
Babam ben 11 yaşımdayken kanser oldu. Doktorlar yaşaması için on binde bir bile ümit vermezken o çok zor geçen hastalık döneminden sapasağlam taburcu olarak çıktı. Fakat geçirdiği tedaviler ve yaşadıkları psikolojisini etkilemişti.
 Tamamen hayatının geri kalanını doğal bir köy ortamında yaşamak isteyip köyümüze gitti tek başına bir şubat ayında.
Babamı ölüm benden almamıştı fakat başka bir şehirde yaşıyordu. Olsun.. Onun yaşadığını bilmek, her gün nefes aldığını hissetmek bile çok güzeldi.
Ben 13 yaşındayken o Kastamonu’ya gitti. Aradan 3 yıl geçti. 3 yıl boyunca ailemi bir sofrada çok nadir görmüştüm. İlk başlarda onun orada iyi olduğunu bilmek beni tatmin ediyordu. Bu sayede onu özlemiyordum. Zaten babama karşı hep mesafeli bir çocuktum.
Her akşam telefon ile konuşurduk. Her yıl doktor kontrolleri için İstanbul’a 1 haftalığına gelir, giderdi.
 İstanbul artık ona bir eziyet gibiydi. İstanbul da yaşamak istememeye başladı ve çok geçmeden büyük baş hayvan da edinmişti orada.
Annem, ağabeyim, yengem çalışır ben okurdum. Benim okumamın tek bir nedeni vardı, sanatçı olmak, şarkılar söylemek, konservatuar okumak kısacası. Fakat annem Konservatuar okumama kesinkes karşı çıkıyordu.
Onunla bu konuyu tartışmak artık gelenek haline gelmişti. Annemin bu tutumu yüzünden ona ve babama düşman olmaya başladım. "babam beni terk etti sen de beni hep engelliyorsun" diye çıkışırdım. O benim iyiliğimi düşündüğünü sanıyordu ve hep karşı çıkardı.
Ben sonunda pes etmiştim. Ve" nasılsa istediğim okulu okuyamayacağım ben de her şeyi bırakırım" diyip liseyi boşlamaya başladım. Hiç bir şey umurumda değildi. İsyanlardaydım denilebilir:):)
2 sene aynı sınıftan sınıf tekrarı yaptıktan sonra okuldan tasdikname aldım çünkü okuldan atıldım. İçimde bir nebze olsun üzüntü yoktu. Çünkü okumak istemiyordum artık. Madem annem istediğimi yaptırmıyor ben de onun isteğini yapmayacaktım.
Okuldan beraber tasdikname almaya gitmiştik. Annemin yüzünde bana belli etmemeye çalıştığı hüzün çok kötüydü. Bir an pişmanlık duydum. Annem o gün içinde "ne istersen oku" dedi bana. Pes etmişti çok geçmesine rağmen. Ben de o öyle dedi diye açık öğretim lisesinden aynı sene liseye devam etmeye başladım.
Bu arada bütün bu olanlardan haberi olan babamda çok üzülüyordu. Fakat hiç birinin üzüntüsü umurumda değildi.
Asiydim, bağırıyordum, isyankardım, intihar meyilliydim. 2008 in kış ayında bir kuaförde "meslek edinmek" maksadı ile çalışmaya başladım.
İlk başlarda her şey çok güzeldi. "Evet" dedim "bu iş benim olmalı.." Çok hoşuma gitmişti ve sevmiştim. Her ay maaşımı almak makyaj malzemelerinin içinde çalışmak çok güzeldi. Süs püs tam bir saltanat yuvasındaydım. Aklımı başımdan almıştı kuaförlük ve parası, bu yüzden vazgeçmiştim hayallerimden. Aradan 6-7 ay geçtikten sonra ekonomik kriz bahanesiyle maaşlarımız kesildi. Bedavaya çalışmaya başlamıştım.
Bu yavaş yavaş beni sinirlendirmeye başladı. Hem çok çalışırdım başarılıydım hem de bedavaya çalışırdım. Ve mesleği tam olarak öğrenememiştim bir türlü. Usta olamıyordum. Çok azimliydim fakat usta olamıyordum.
Sonunda bir gün psikolojim allak bullak olmuştu. Çünkü babamı özlemeye başlamıştım. Her gece onsuz olduğum için ağlardım.
 Annem çalıştığı için benimle ilgilenemezdi. Zaten kadıncağız da babamı çok özlerdi.
Her akşam babamla telefonda konuşmak yetmiyordu. Ona sarılmayı özlemiştim. Kokusunu içime çekmeyi. Ona "babacığım" demeyi özlemiştim. Zaten iş yerindeki sorunlar üst üste binmişti. Bu arada yengemle her an kavga ederdik. Aşk hayatımdaki sorunlarda çok koydu. Borç batağına girdik. Bunların hepsi babama karşı daha da bağlanmama ve onu özlememe neden olmuştu.
Bir gece iş yerinde azarlandım ve kuaförlüğü öğrenemedim diye intihar etmeye karar vermiştim. Hayatımda verdiğim en iğrenç ve kötü karardı diyebilirim. O gece elimdeki maket bıçağı ile bileğimi kesmeye kalktım. Hıçkıra hıçkıra ağlarken bunu yapmak çok hoşuma gidiyordu. Ölmek ve her şeyden kurtulmak...
Fakat yapamamıştım. Evet yapmaya kalmıştım. Ama becerememiştim. Çünkü aklıma annem babam ve ağabeyim geliyordu. Onların benim başımda ağlamaları geliyordu.


O gece çok düşündüm. Kendime bir çıkış aradım. Sabah oldu ve o iğrenç iş yerine gittim. İş yerinde ruhsuz gibiydim.
 O günden sonra işten ayrılmaya karar verdim. Fakat bu kararı verdikten kısa bir süre sonrada annem bir karar almıştı; Babamın yanına köye gitmek.


Babama yardım etmek ve onunla olmak için köye gitti o da. Çünkü babam tek başına artık yorulmuştu. Tek başına köyde 5 yıl geçirmişti, ve ben de tek başıma idim annem ve babam yoktu. Ağabeyim zaten zor durumda o0lduğu için kararlarımı verirken çok iyi düşünmem gerekiyordu sonunda işten ayrıldım. Hayatımda verdiğim en iyi karardı. Oradan çıktıktan sonra hayatım tamamen değişmeye başladı.


Öncelikle ben değişmeye karar vermiştim. Annem ve babamın yanına köye gitme kararı aldım. Bütün yaz köyde onlarla kalacaktım. Hem özlem giderecek, hem de kafamı dinleyip yeni planlar oluşturacaktım. Kendimi değiştirmeye karar verdiğim için yapmaktan nefret ettiğim güzel şeyleri yapmakla işe başlamak istedim.
Bunun başında kitap okumak vardı. Evet ben kitap okumaktan nefret ediyordum hatta tiksiniyordum. Ağabeyimin bana yıllar önce okumam için tavsiye ettiği fakat benim burun kıvırdığım, ağabeyimin hatırı için 20 sayfa, bin bir eziyetle okuduğum bir kitap vardı. O ve ona benzer bir kaç kitapta koymuştum bavuluma.


Annemle babamın yanına köye gelmiştim. Gelir gelmez o kitabı okumaya başladım. İstekle okumaya çalıştığım bu ilk kitap bir kişisel gelişim kitabıydı. Muhammed Bozdağ’ın Ruhsal Zeka kitabı. Sayfaları her çevirdiğimde hayata bakış açımda değişmeye başladı. Kısa bir süre içinde o kitabı bitirdim. Hem bana yaşamayı, hem de kitap okumayı  sevdirmişti.
Hayallerim, başarı aşkım, inancım daha da alevlenmişti bu kitapla. Sanki Allah tarafından bana sunulan bir çözüm hazinesiydi. Fakat aile içinde karşı konulmaz bir stres ortamı vardı. Annemde babamda sinir ilacı alıyordu zaten ama babam sinir hastasıydı. Çok asabiydi. Her gün annemi azarlıyordu.

Bu tutumu beni sinir etse de sabrederek hayallerime yöneldim ve onu özlediğimi düşünerek onlarla birlikte olmanın tadını çıkarmaya baktım.
Köy işleri tam bir eziyet olmasına rağmen annemle beraber her işin üstesinden geliyorduk. Zamanla daha pozitif ve hayatı seven bir insan haline geldim. Hayallerim ve başarma inancım beni bir an önce İstanbul a gitmem için sürekli uyarıyordu.
Anneme babama özlemim hiç bir zaman dinmezdi zaten. Köyde kalmak anlamsızdı. Bir şekilde onlara yalan söylemeden İstanbul a geri dönmek istiyordum. Ben böyle uzun uzun düşünürken bir gün ağabeyim aradı ve benim acilen İstanbul a gelmem gerektiğini söyledi anneme. Alacaklılar ağabeyimi sıkıştırıyordu ve yengem düzgün bir işte çalışamıyordu,  tembel ve miskindi. Hayat onun için çok kötüydü ve zaten bu yüzden de ruhsuz bir insandı. Hiç bir işte başarılı olamamış, atılmıştı.
Annem ve babamda bu kararı onayladılar ve 1 hafta içinde İstanbul a geri döndüm. Yengemde köye anneme yardım etmeye gitti. Verimli ile verimsiz yer değiştirdi yani.


İstanbul a elimdeki hayallerimle geri geldiğimde her şey birbirine girmişti. Ama her şey’in düzeleceğini kafama koymuştum.
Hiç bir sinir stres yada olumsuz başka şeyler beni düşüncelerimde yıldıramıyor, moralimi bozamıyordu. Artık hayattan zevk almaya bakan mutlu, gerçekten mutlu bir insandım.
Artık ben hayattan sadece istiyordum. Nasıl olacağını düşünmeden istediğim o şey pat diye kucağıma düşmeye başladı.
Öncelikle Şarkıcılık hayalleri kurduğum bir gece anneannemlerde köydeydim. İlk defa o gece onlarla televizyon izleme fırsatı bulmuştum. Ve tam televizyon kapanacakken popstar alaturka elemelerinin tarihlerinin verildiği reklamı gördüm.
Tamda hayallerimi düşünüyordum. Ünlü, gerçek bir sanatçı olmayı hayal ederken...
Hayat önüme benim istediğim şey için küçük bir yol çıkarmıştı.
O günden sonra bu yarışmadan başka hiç bir şey düşünmemeye başladım. İstanbul a geldiğimde hemen ayrıntılı bilgilere bakmak için Internet’te araştırdım.
Fakat elemelerin olduğu yere gitmek benim için imkansızdı. Benim evime çok uzaktı ve ben tek gidemezdim. Yanımda bir büyüğüm olmalıydı ama ağabeyim de ful time çalışıyordu. Zaten bu yarışmadan annemin babamın haberi de olmayacaktı onlardan hiç yardım isteyemedim.
Bir kaç arkadaşım "seni götüreyim" dese de onlara güvenmek biraz zordu. Ama ben "nasıl gideceğim" düşüncemi kafamdan atıp sadece elemeleri geçeceğimi düşündüm.
Elbette kimle gideceğim düşüncem vardı ama yanımda mutlaka birinin olacağını biliyordum. Bir gün bir an aklım dank etti.

İçimden bir ses "annene yarışmaya gideceğini söyle, ondan saklama" dedi. Bende içimde ki sesi dinleyip ona ağustosta popstar alaturka elemelerine gitmek istediğimi, hayallerimi başarabileceğimi ve ne derse desin kararlı olduğumu söyledim.
Bir de "yarışmaya gitmek için dayımı davet etmeyi düşünüyorum" demiştim.
Dayım da o sıralar köydeydi. "Beni tek yarışmaya götürecek kişi odur" düşüncesi oluşmuştu kafamda. Annem mesaj yazmayı bilmezdi. Farkında olmadan mesajımı görmemiş ve mesaj gelen kutusunda bekliyorken mesaj fark etmemiş. Aynı gün içersinde kahkahalarla dolu
bir telefon geldi; arayan annemdi.
O gün onları dayım ziyarete gelmişti ve annemin mesajını onlar görüp anneme okumuşlardı. Annem "çok sevindiğini desteklediğini" söylerken babamın benimle konuşurken sevinçten gözlerinin dolduğunu hissedebiliyordum.
En son dayım telefonu aldı ve "gideceğiz kızım seninle gideceğiz" dedi. Hayatımda nadir olan bu durum olmuştu ve ben sevinçten ağlamaya başlamıştım.
Ben sadece istemiştim, hayal etmiştim ve nasıl olacağını düşünmeden beklemiştim. Hayat’ta benim karşıma adım adım olumlu ve güzel şeyleri çıkardı. Bunlara tesadüf yada şans denilirse bence değildir. Bunlar sizin seçeneklerinizin sonuçlarıdır. Şimdi ben popstar alaturka yarışması için kendime şarkı beğeniyorum. Ve kendimi sadece büyük finalde sahnelerde hayal ediyorum.
Hayatımda hiç bir olumsuzluğa yer yok. Bazı arkadaşlarım bana "deli" diyor. Eğer delilik mutlu olmak ve pozitif yaşamayı benimsemekse "evet ben bir deliyim..."
Hayatta sıkı sıkı sarılıp kıymetini bilmemiz gereken insanların ve yaşananların kıymetini bilmek gerekir. Eğer ben şu an bu ruh halinde olmasaydım inanın bana, ya intihar etmiştim yada annem ve babama isyan bayrağı çeken bomboş bir genç olacaktım.
Oysa hem onlara hayallerimi benimsettim, hem hayallerimi gerçekleştirme yolunda ilerlemeye başladım, hem de mutluluğu kalbimde doldurup taşırdım.
Son söz, Yeni doğan olarak tanımladığım şimdiki hayatıma,  önceki hayatımdan dönüşümü sağlamama vesile olan Sayın Muhammed Bozdağ’ a sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır